30 yılı aşkın cerrahi deneyim ve akademik birikimle, hastalarına en güvenilir ve kişisel yaklaşımı sunan genel cerrahi uzmanı. Sağlığınız için doğru kararı birlikte verelim.
Op. Dr. Semra Polat, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun olmuştur. 1997-2003 yılları arasında aynı fakültede Genel Cerrahi ihtisasını tamamlamış; meme cerrahisi, laparoskopik cerrahi ve kolorektal hastalıklar alanında derin bir uzmanlık kazanmıştır.
2003-2015 yılları arasında Özel Yunus Emre Hastanesi'nde görev yapan Dr. Polat, Ağustos 2015'ten itibaren Üsküdar'daki özel muayenehanesinde hizmet vermektedir.
Genel cerrahi alanında geniş bir yelpazede uzman tanı ve tedavi hizmeti sunuyorum.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu. Uluslararası dergilerde yayımlanmış bilimsel makaleleri ve onlarca ulusal/uluslararası kongre katılımı.
Meme kanserinden laparoskopik cerrahiye, proktolojiden tiroid hastalıklarına kadar 10'dan fazla alanda kapsamlı uzman hizmet.
Her hasta için bireysel yaklaşım. Muayeneden tedaviye, takipten sonuçlara kadar yanınızda olan bir hekim.
1993'ten bu yana süren profesyonel cerrahi kariyeri, on binlerce başarılı operasyon ve binlerce memnun hasta.
Uzmanlık alanlarımda kaleme aldığım bilgilendirici yazılar. Okumak için başlığa tıklayın.
Meme kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi şansı yüksek olan bir hastalıktır. Bu nedenle, düzenli kontroller ve bilinçli takip hayati öneme sahiptir.
Her kadın, ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmalıdır. Muayene için en uygun zaman, adet döneminin bitiminden 3–5 gün sonrasıdır. Duş alırken veya aynada kolu kaldırarak yapılan bu muayenede herhangi bir kitle, cilt değişikliği, meme başı akıntısı veya çekilme fark edilirse derhal doktora başvurulmalıdır.
20 yaşından itibaren her 3 yılda bir, 40 yaşından itibaren ise her yıl bir doktor tarafından meme muayenesi yaptırılması önerilmektedir.
40 yaşından itibaren yılda bir mamografi çektirmek, meme kanserinin erken saptanmasında en etkili yöntemdir. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda ultrason ile desteklenmesi önerilebilir.
Mamografinin yetersiz kaldığı durumlarda ya da yüksek riskli kadınlarda ek görüntüleme yöntemleri olan ultrason ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) kullanılabilir.
Ailede meme kanseri öyküsü, BRCA1/BRCA2 gen mutasyonu, erken menarş, geç menopoz, uzun süreli hormon kullanımı ve obezite meme kanseri riskini artıran başlıca faktörlerdir. Bu risk faktörlerine sahip bireyler daha sık tarama programlarına dahil edilmelidir.
Meme kanseri için genetik dışında birçok neden olsa da, bazı ailelerin soyağaçlarında BRCA-1, BRCA-2 ve PTEN genlerinde mutasyonlar saptanmıştır.
Meme kanserinin yaklaşık %5–10'u kalıtsal kökenlidir. BRCA1 veya BRCA2 gen mutasyonu taşıyan kadınlarda yaşam boyu meme kanseri riski %50–85'e ulaşabilmektedir. Aile öyküsü olan bireylerin genetik danışmanlık alması önerilir.
Hayır. Erkeklerde de meme kanseri görülebilir; ancak tüm meme kanseri vakalarının yalnızca %1'ini oluşturur.
Bilimsel araştırmalar, standart silikon veya serum fizyolojik içerikli meme implantlarının meme kanseri riskini artırmadığını göstermektedir.
Erken evrede tanı konulan meme kanserinde tam iyileşme oranı oldukça yüksektir. Evre I meme kanserinde 5 yıllık sağkalım %95'in üzerindedir.
Her meme kanseri vakası farklıdır. Tümörün biyolojik özellikleri, evresi ve hormonal durumuna göre kemoterapi, radyoterapi, hormon tedavisi veya hedefe yönelik tedavi seçilebilir.
Meme kanseri; meme dokusunu oluşturan süt kanalları veya süt bezlerine ait hücrelerin çeşitli sebeplerle değişime uğrayıp kontrolsüz çoğalması nedeniyle oluşur.
Memede ele gelen kitle, meme başında ya da çevresinde şekil değişikliği, meme derisinde portakal kabuğu görünümü, meme başından kanlı veya renksiz akıntı, memede ağrı veya hassasiyet en sık görülen belirtiler arasındadır.
Duktal Karsinoma In Situ (DCIS): Süt kanallarında başlar ve henüz yayılmamıştır. En erken evredir.
İnvazif Duktal Karsinom: En yaygın meme kanseri türüdür; süt kanallarından çevre dokuya yayılır.
İnvazif Lobüler Karsinom: Süt bezlerinden (lobüllerden) köken alır.
Mamografi, ultrason, MRI, ince iğne aspirasyon biyopsisi ve tru-cut biyopsisi tanı amacıyla kullanılan başlıca yöntemlerdir.
Cerrahi (lumpektomi veya mastektomi), radyoterapi, kemoterapi, hormon tedavisi ve hedefe yönelik (biyolojik) tedaviler; tümörün evre ve özelliklerine göre tek başına veya kombinasyon şeklinde uygulanır.
Tarama programları, erken tanı ve gelişen tedavi modaliteleri sayesinde son yıllarda meme kanserinden ölüm oranları tüm dünyada neredeyse %25 oranında azalmıştır. Buna karşın toplumda pek çok yanlış inanç sürmektedir.
Doğru: Meme kanserinin her zaman elle hissedilebilen bir kitle ile kendini göstermesi gerekmez. Mamografi, henüz palpe edilemeyen tümörleri saptayabilir.
Doğru: Meme kanserlerinin yaklaşık %80'i ailevi geçmiş olmaksızın gelişir. Aile öyküsü riski artırır, ancak tek belirleyici değildir.
Doğru: Bu konuda bilimsel hiçbir kanıt bulunmamaktadır.
Doğru: Erken evre meme kanseri çoğunlukla ağrısızdır. Ağrı geç evrenin göstergesi olabilir.
Doğru: Pek çok erken evre vakada meme koruyucu cerrahi (lumpektomi) + radyoterapi, mastektomi kadar etkilidir.
Erkeklerde hormonal nedenler veya yağlanma sonucu memeler büyüyüp belirginleşebilir. Östrojen ve androjen gibi hormonların dengesizliği sonucu ortaya çıkan kadın tipi meme büyümesine jinekomasti denir.
Ergenlik dönemi (fizyolojik), yaşlılık, obezite, karaciğer hastalığı, böbrek yetmezliği, hipertiroidi, bazı ilaçlar (spironolakton, digoksin, kemoterapi ilaçları) ve anabolik steroid kullanımı en sık nedenler arasındadır.
Meme bölgesinde şişlik, hassasiyet veya ağrı, meme dokusunun elle hissedilmesi en belirgin bulgulardır.
Fizik muayene, hormon düzeyleri (testosteron, östrojen, LH, FSH, prolaktin), karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri ile mamografi veya ultrason ile değerlendirme yapılır.
Altta yatan neden tedavi edilir. İlaç kaynaklı jinekomastide ilaç kesilmesi çoğu zaman yeterlidir. Patolojik vakalarda ve kozmetik kaygılarda cerrahi tedavi (meme dokusu eksizyonu veya liposuction) uygulanabilir.
Tiroid bezi, boynun ön orta tarafında, soluk borusunun önünde yer alan ve hormon salgılayan kelebek biçimli bir organdır.
Tiroid bezinin anormal büyümesine genel olarak guatr denir. Tiroid bezinde yuvarlak veya elips biçiminde oluşumlara nodül adı verilir. Nodüller tek veya çok sayıda, iyi huylu veya (nadir de olsa) kötü huylu olabilir.
Tiroid bezinin yetersiz hormon üretmesi durumudur. Yorgunluk, kilo artışı, üşüme, kabızlık, kuru cilt ve saç dökülmesi başlıca belirtilerdir. Tedavide sentetik tiroid hormonu (levotiroksin) kullanılır.
Tiroid bezinin aşırı hormon üretmesidir. Çarpıntı, terleme, kilo kaybı, sinirlilik ve ishal sık görülen belirtilerdir. Graves hastalığı en yaygın nedendir. Antitiroid ilaçlar, radyoaktif iyot veya cerrahi ile tedavi edilir.
En sık görülen endokrin kanserdir. Papiller, folliküler, medüller ve anaplastik tiroid kanseri olmak üzere dört ana tipi vardır. Erken tanı ve cerrahi tedavi ile genellikle tam iyileşme sağlanır.
Tiroid bezi; karbonhidrat, yağ, protein metabolizması ve vücut ısısının düzenlenmesinde kritik rol oynayan tiroksin (T4) ve triiyodotironin (T3) hormonlarını üretir.
Bazal metabolizma hızını artırır, büyüme ve gelişimi destekler, kalp atış hızını düzenler, sinir sisteminin olgunlaşmasına katkıda bulunur ve vücut ısısını korur.
Belirtiler: yorgunluk, kilo artışı, üşüme hissi, kabızlık, kuru cilt, yüzde şişlik, bradikardi ve depresyon.
Tanı: TSH yüksekliği, serbest T4 düşüklüğü.
Tedavi: Günlük oral levotiroksin kullanımı ile TSH normal aralığa getirilir.
Belirtiler: çarpıntı, aşırı terleme, kilo kaybı, sinirlilik, titreme, ishal ve göz problemleri (Graves hastalığında).
Tanı: TSH baskılanması, serbest T3/T4 yüksekliği.
Tedavi: Metimazol veya propiltiourasil, beta blokerler, radyoaktif iyot tedavisi veya cerrahi tiroidektomi.
Tiroid hormonları (T3 ve T4) vücuttaki hemen hemen tüm metabolik süreçleri etkiler.
Tiroid hormonları glukoz emilimini, glikojen sentezini ve glikolizi hızlandırır; insülin etkisini potansiyalize eder.
Yağ asitlerinin mobilizasyonunu, oksidasyonunu ve kolesterol sentezini etkiler. Hipotiroidide kolesterol düzeyleri yükselirken hipertiroidide düşer.
Fizyolojik miktarlarda protein sentezini artırır; aşırı miktarda ise protein yıkımına (katabolizma) yol açar.
Kemik döngüsünü etkiler; uzun süren hipertiroidi osteoporoz riskini artırabilir.
Büyüme hormonu, insülin, adrenal korteks hormonları ve katekolaminlerin etkinliğini modüle eder. Tiroid hormon eksikliği büyüme hormonu salgısını olumsuz etkiler.
Hemoroidler, damar yumağı yapısında olup anüsün çıkışında yastıkçık görevi gören normal anatomik yapılardır. Yapılarında kan damarları, düz kaslar ve bağ dokusu bulunur.
İç hemoroid: Dişli çizginin üzerinde bulunur; ağrısız kanamaya ve prolapsusa yol açar. 4 dereceye ayrılır.
Dış hemoroid: Dişli çizginin altında, anüs dışındadır; tromboze olduğunda şiddetli ağrıya neden olur.
Tuvalet sonrası parlak kırmızı kanama, anüste kaşıntı, yanma, nemlilik, anüsten doku sarkması (prolapsus) ve ağrı (özellikle trombozda).
Kronik kabızlık, uzun süre tuvalet oturma, düşük lifli beslenme, hamilelik, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı.
Diyet değişikliği (lif artışı, bol su), sitz banyosu, topikal kremler; ofis prosedürleri (bant ligasyonu, skleroterapay, infrared koagülasyon); refrakter vakalarda hemoroidektomi.
Anal fissür; makat bölgesini örten deride ağrı, kanama ve kaşıntıya yol açan küçük bir yırtıktır. Anüs derisi yoğun sinir ucu içerdiğinden fissür çok ağrılıdır.
Sert dışkı geçişi, kronik ishal, doğum travması, Crohn hastalığı veya anal bölgeye yönelik cerrahi girişimler anal fissüre yol açabilir.
Dışkılama sırasında ve sonrasında şiddetli yanıcı ağrı, tuvalet kâğıdında parlak kırmızı kan, anüste kaşıntı ve kramp.
6 haftadan kısa süren fissürler akut; daha uzun sürenler kronik kabul edilir. Kronik fissürlerde sentinel pile (nöbetçi hemoroid) ve hipertrofik anal papil gelişebilir.
Konservatif: Lif ve su alımını artırma, sitz banyosu, topikal anestezikler ve nitrat/kalsiyum kanal blokörü kremler.
Ofis prosedürü: Botulinum toksin enjeksiyonu.
Cerrahi: Lateral internal sfinkterotomi (LIS) refrakter vakalarda altın standarttır.
Anal fistül; anal kanal ile cilt arasında normalde olmaması gereken anormal bir tüneldir. En sık neden daha önce geçirilmiş anal absedir.
Parks sınıflamasına göre; intersfinkteronik, transsfinkteronik, suprasfinkteronik ve ekstrasfinkteronik olmak üzere dört tipte incelenir. Sınıf, cerrahi yaklaşımı doğrudan etkiler.
Anüs yakınında deride sürekli veya aralıklı akıntı (pürülan veya kanlı), ağrı, kaşıntı ve tekrarlayan abse oluşumu.
Anoskopi, proktoskopi, MRI fistülografi ve endoanal ultrason fistül traktının tanımlanmasında kullanılır.
Fistülotomi (basit fistüllerde), seton yerleştirme, fibrin yapıştırıcı veya anal fistül plug, LIFT (ligation of intersphincteric fistula tract) ve flep prosedürleri karmaşık vakalarda uygulanır.
Anorektal alanda mukozada bulunan salgı bezlerinden kaynaklanan enfeksiyonun yayılması sonucu gelişen ağrılı iltihabi bir kitledir.
Perianal, iskiorektal, intersfinkteronik ve supralevator abseler başlıca tipleri oluşturur. Derinleşen abseler daha geniş cerrahi müdahale gerektirir.
Anüs çevresinde şiddetli, zonklayıcı ağrı; kızarıklık, şişlik ve ısı artışı; ateş ve genel halsizlik; oturmada ve yürümede güçlük.
Tek tedavi yöntemi cerrahidir: absenin uygun anestezi altında drene edilmesi. Antibiyotik tek başına yetersizdir; yalnızca sistemik enfeksiyon belirtisi olanlarda ek olarak kullanılır. Drene edilen abselerin yaklaşık %50'si ilerleyen dönemde anal fistüle dönüşebilir.
Bant ligasyonu; hemoroidlerin ameliyat dışında, yatış ve anestezi gerektirmeyen, muayenehane koşullarında gerçekleştirilebilen, çoğu zaman ağrısız tedavi yöntemlerinden biridir.
İşlem sırasında hemoroidal doku, özel bir aletle tutularak üzerine küçük bir lastik bant yerleştirilir. Bu bant dokuya giden kan akışını keser; 7–10 gün içinde doku kuruyarak düşer.
Evre I, II ve seçilmiş Evre III iç hemoroidlerde etkilidir. Dış hemoroidlerde uygulanmaz.
Anestezi gerektirmez, işlem 5–10 dakikada tamamlanır, hasta aynı gün normal aktivitelerine dönebilir, tekrarlanabilir ve düşük komplikasyon oranına sahiptir.
Hafif kanama, ağrı veya rahatsızlık hissi, bant düşmesi sırasında kanama ve nadiren enfeksiyon görülebilir.
Safra kesesi, karaciğerden salgılanan safranın toplanıp depolandığı ve yağların sindiriminde görev yapan armut biçiminde bir organdır.
En sık safra kesesi hastalığıdır. Kolesterol veya bilirubin kristallerinin birikmesiyle oluşur. Pek çok kişide asemptomatik seyreder; ancak safra koliği, akut kolesistit, kolanjit veya pankreatite yol açabilir.
Safra kesesinin genellikle taşa bağlı iltihaplanmasıdır. Sağ üst kadran ağrısı, ateş, bulantı ve kusma ile kendini gösterir. Murphy bulgusu pozitiftir. Tedavi: Antibiyotik ve laparoskopik kolesistektomi.
Tekrarlayan safra koliği atakları sonucu safra kesesinin kalınlaşıp işlev göremez hale gelmesidir. Cerrahi tedavi önerilir.
Nadir ancak saldırgan bir tümördür. Uzun süreli safra taşı varlığı risk faktörüdür. Erken evrede asemptomatik olup çoğunlukla ameliyat sırasında tesadüfen saptanır.
Safra kesesi taşları, safra kesesinde oluşan katı parçacıklardır ve sindirim sistemi üzerinde çeşitli etkilere neden olabilir.
Hayır. Pek çok kişi safra taşı olduğunu yıllarca bilmeden yaşayabilir (asemptomatik taşlar). Taşın safra kesesinin çıkış kanalına sıkışması durumunda safra koliği adı verilen şiddetli, kramp tarzı ağrı oluşur.
Sağ üst karın veya epigastrik bölgede başlayan, sırta veya sağ omuza yayılabilen ani ve şiddetli ağrı; bulantı, kusma ve terleme eşlik edebilir. Ataklar genellikle yağlı yemek sonrası ortaya çıkar.
Ursodeoksikolik asit ile küçük kolesterol taşları eritilebilir; ancak bu uzun soluklu bir süreçtir ve taşların tekrarlama riski yüksektir. Şok dalgası tedavisi (ESWL) sınırlı vakada uygulanabilir. Semptomatik vakalarda laparoskopik kolesistektomi altın standarttır.
Mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasına gastroözofagiyal reflü denir. Alt özofagus sfinkterinin yetersiz çalışması bu durumun temel nedenidir.
Yanma (pyrosis), regürjitasyon (ağza asit geri gelmesi), göğüs ağrısı, yutma güçlüğü, kronik öksürük, ses kısıklığı ve boğaz tahrişi.
Tedavi edilmeyen GÖRH; özofajit, özofagus striktürü, Barrett özofagusu (prekanseröz durum) ve özofagus adenokarsinomuna yol açabilir.
Özofagogastroskopi (OGS), 24 saatlik pH monitörizasyonu ve özofagus manometrisi tanı amacıyla kullanılır.
Yaşam tarzı değişiklikleri: Yatmadan 3 saat önce yemek yememek, baş kısmını yükseltmek, sigara ve alkolü bırakmak, kilo vermek, yağlı–baharatlı gıdalardan kaçınmak.
İlaç: Proton pompa inhibitörleri (PPI), H2 blokörler, antiasitler.
Cerrahi: Laparoskopik Nissen fundoplikasyonu refrakter vakalarda.
Karın ağrısı, şişkinlik, ishal ve kabızlık gibi dışkılama alışkanlığında değişiklikle seyreden, bilinen organik bir sebebi olmayan, stresle yakından ilişkili fonksiyonel bir bağırsak hastalığıdır.
Son 3 ayda haftada en az 1 gün tekrarlayan karın ağrısının şu özelliklerden en az ikisiyle ilişkili olması: dışkılama ile rahatlama, dışkılama sıklığında değişim, dışkı kıvamında değişim.
İBS-Kabızlık baskın (İBS-K), İBS-İshal baskın (İBS-D), İBS-Karma (İBS-M) ve Sınıflandırılamayan İBS.
Stres ve anksiyete, gıda intoleransları (gluten, laktoz, FODMAP), hormonal değişiklikler ve geçirilmiş bağırsak enfeksiyonları.
Düşük FODMAP diyeti, lif düzenlemesi, probiyotikler, spazm önleyiciler (antispazmodikler), laksatifler veya antidiyaretikler ve gerektiğinde psikoterapötik destek.
Dışkılama veya gaz çıkarma esnasında makattan parlak veya koyu kırmızı renkte kan gelmesine rektal kanama denir.
Sık görülen (benign): Hemoroid, anal fissür, rektal polip, divertiküler hastalık.
Daha ciddi: Kolorektal kanser, inflamatuvar bağırsak hastalığı (Crohn, ülseratif kolit), anjiyodisplazi.
50 yaş üstü, ailesinde kolorektal kanser öyküsü, kilo kaybı, gece terlemesi ve yorgunlukla birlikte kanama; koyu renkli (melena) veya pıhtılı kan; acil değerlendirme gerektirir.
Rektal tuşe, anoskopi, sigmoidoskopi ve kolonoskopi ile değerlendirilir. Gerekirse bilgisayarlı tomografi (BT) kolonoskopi veya BT anjiyografi yapılır.
Rektal kanama her zaman hafife alınmamalı, özellikle tekrarlayan veya büyük miktarlarda olan vakalarda mutlaka uzman görüşü alınmalıdır.
Pilonidal sinüs; kılların kuyruk sokumu bölgesinde (nadiren göbek veya aksillada) cilt altına girerek yara, abse ve fistül oluşturmasıdır. Halk arasında kıl dönmesi olarak bilinir.
Erkek cinsiyet, sık oturarak çalışma, aşırı kıllılık, derin gluteal oluk anatomisi, obezite ve yetersiz kişisel hijyen.
Kuyruk sokumu bölgesinde ağrı, şişlik ve kızarıklık; akıntılı sinüs ağzı; tekrarlayan apseler; bazı hastalarda kronik cilt dışı açıklık.
Klinik muayene ile konur. Komplike vakalarda MRI veya ultrason kullanılabilir.
Minimal invaziv: Fenol veya gümüş nitrat enjeksiyonu, sinüs açma ve küretaj, pit picking (Bascom I).
Cerrahi: Geniş eksizyon ve primer/sekonder kapama, Karydakis flep, Limberg flep (rhomboid flep) ve Bascom II kleft lift prosedürü nüks oranlarını azaltmada etkilidir.
Muayenehane koşullarında uygulanabilmesi, genel anestezi ve yatak istirahati gerektirmemesi, kozmetik açıdan çok az iz bırakması nedeniyle pilonidal sinüs tedavisinde tercih edilen minimal invaziv yöntemlerden biridir.
Sinüs traktı lokal anestezi altında kürete edilir; ardından %80–85'lik fenol solüsyonu sinüs içine enjekte edilerek belirli süre beklenir. Doku koagülasyonu ve fibrozis sağlanarak sinüs oblitere edilir. Birden fazla seans gerekebilir.
Gümüş nitrat çubukları sinüs kanalına yerleştirilerek kimyasal koterizasyon yapılır. Daha az invazivdir ve çocuk hastalarda da tercih edilebilir.
Tek seans ile %60–70 başarı sağlanabilir. Kıl depilasyonu ile kombinasyon başarıyı artırır. Nüks durumunda seans tekrarlanabilir veya cerrahi planlanabilir.
Primer veya nüks pilonidal sinüs, aktif akıntısı olan vakalar, komplike veya geniş fistüllü olgularda cerrahi tercih edilmelidir.
Varis; vücutta belli bir bölgedeki venlerin (toplardamarların) düzensiz biçimde uzaması, genişlemesi ve kıvrımlar oluşturmasına denir.
Ven duvarı zayıflığı, kapak yetmezliği, genetik yatkınlık, uzun süre ayakta durma veya oturma, gebelik, obezite ve ileri yaş başlıca risk faktörleridir.
Bacaklarda görünür genişlemiş, büklüm büklüm damarlar; ağırlık, gerginlik ve ağrı hissi; ödem; cilt renk değişimi ve kaşıntı; ileri vakalarda bacak ülserleri.
Renkli doppler ultrasonografi ile venöz sistem haritalaması yapılır; kapak yetmezliği ve reflü gösterilir.
Konservatif: Kompresyon çorabı, kilo kontrolü, egzersiz.
Skleroterapi: Sklerözan maddenin damar içine enjeksiyonu; küçük ve orta büyüklükteki varisler için uygundur.
Endovenöz lazertedavisi (EVLT) veya radyofrekans ablasyon (RFA): Isı ile ven duvarının hasarlandırılması; minimal invaziv ve etkili.
Cerrahi stripping: Ana safen veninin çıkarılması; büyük varisler için uygulanır.
Sağlığınızla ilgili sorularınız veya muayene randevusu için aşağıdaki kanallardan bize ulaşabilirsiniz.